Hadi bir daha yapsana! (II)

“Harikuladelikler” (!) karşısında şaşkına dönen her genç (!) zihin, şaşkınlığının semeresini, kendisini şaşkına çeviren “numara”nın tekrarlanması halinde ancak devşirebileceğini düşünür ve şaşkınlığı arttıkça, şaşkınlığından aldığı hazzı da artırmaya çalışır. Şaşkınlığın verdiği hazzın merak ve tecessüse dönüşmesi gerekirken, başka bir deyişle, hayreti ona “hakikat’in talibi/takipçisi” vasfını kazandıracakken, o hayretinden bilgiyi hasıl etmek yerine, kendisini şaşkına çeviren numaracıya “hayran” olmakla yetinir. Tek başına “hayranlık” ona kafi gelir; aldığı hazzın başını döndürüyor olması pek tabii ki onun bilgi’nin emek isteyen vadilerine adım atmasını sağlamaz; hep dönmek, döndürülmek ister, gerisini düşünmez. Öyle ki kendisini şaşkına çeviren, şaşkına çevirmekle başını döndüren, başını döndürdükçe tam da genç beyinlere mahsus zevki kendisine tattıran “numaracı”lara medyun olur. Kulluğa, köleliğe yatkınlığı da bundandır. Bilgi sahibi, tavır sahibi, istikamet sahibi olmak yerine, kolayca “tabi olmanın”, numaralardan aldığı hazz ve zevkin idamesini mümkün kıldığını/kılacağını o da bilir. VE bu yüzdendir ki abilerinden, üstadlarından, metbularından sürekli “numara” bekler, her daim onlara “Hadi bir daha yapsana!” demekten kendini alamaz. Okurken, düşünürken, araştırırken bilgi’ye ulaşmayı, hakikate kavuşmayı değil, bulunduğu mertebedeki şaşkınlığın hasıl ettiği zevkin sürmesini arzu eder.

Çevrenize dikkatle bakarsanız, etrafınızın, hayatını “Hadi bir daha yapsana!” demekle geçirmiş, bir süre sonra istekleri yerine getiril(e)meyince de bu oyundan vazgeçmiş zavallılarla dolu olduğunu görürsünüz; gençlik yıllarına mahsus şaşkınlıkların peşinden koşup kendilerini şaşkına çeviren numaraların hakikatini öğrenmek yerine, bu numaraların sürmesini istemiş zavallılarla… O kendilerine hayran oldukları numaracı abilerin, numaracı yazarların, numaracı önderlerin şapkalarını geri getirebilecek güçten yoksun olduklarını farkettiklerinde, beklenti dolu, tebessüm dolu yüzleri hemen abuslaşır, solar; o anda ihanete uğradıklarını düşünürler tabiatıyla… Ne gariptir ki yine şaşkındırlar ve fakat bu sefer şaşkınlıkları kendilerine hazz ya da zevk değil, bilakis acı ve ızdırap verir, hatta bir tür korkuya, itimatsızlığa, güvensizliğe dönüşür.
Gençlik yıllarında tüm samimiyetleriyle bir fikre, bir ideolojiye mensup oldukları, o fikir, o ideoloji uğruna birçok şey yaptıkları halde, orta yaşlara gelince alıklaşan, ahlaksızlaşan, herşeyi mübah görmeye başlayan “eski tüfekler”in (!) temel sorunu budur işte. Onlar hayran olmuşlar, hayran olmakla yetinmişler ve bütün gençliklerini hayranlıklarını sürdürecek numaraların peşinden koşmakla geçirmişlerdir. “Hadi bir daha yapsana!” şeklindeki talepleri de bir daha (ikinci kez) karşılık görmeyince de küsüp “Bari bundan böyle işimize bakalım” demeyi daha akıllıca bir seçenek olarak görmüşlerdir.
Hepsi mi böyle yapmıştır?
Elbette hayır! Çoğu böyle yapmıştır onların… Bir kısmı da eski numaracı abilerinin yerine geçip arkadan gelenlerin şapkalarıyla aynı oyunu sürdürmeyi denerler. Oyuna o denli alışmışlardır ki oyunun neresinde yer aldıkları artık önemli değildir. Üstelik hayran olmak yerine, -geçici bir süre için de olsa- başkalarını kendilerine hayran bırakmanın zevkini tadarlar. Aldanan değil, aldatan mevkiinde olduklarından hayran kalmaktan hasıl olan zevki, hayran bırakmaktan hasıl olan zevkle değiştirmekte bir beis görmezler.
Şaşkına dönmek, esasen utanılacak bir durum değildir. Bilakis şaşkına dönmek, şaşkına dönebilecek bir mizaca sahip olmak fazilettir. Sorun, şaşkına dönmekten/döndürülmekten değil, bu şaşkınlığın hazzıyla yetinmekten; her daim başkalarının kendisine “numara” yapmasını beklemekten kaynaklanır.
“Numaracılar” hep vardı, halen de var ve olmaya da devam edecekler. “Numara meraklıları” da keza. Bu o denli büyük bir çarktır ki dışarıda kalabilenleri pek yok gibidir.
Çarkın dışına çıkanların ya da kendilerini bir biçimde çarkın dışına atabilenlerin “Biz de gençken bu tür şeylere inanırdık” yollu palavralarına kanmamalı; aksine onlardan halihazırda zevk aldıkları “numara”nın ne olduğu sorulmalı.
Size bir Latin atasözü: “Hiç kimse sonradan dalalete düşmez!”