öncekilere bakmak lazım…

Mü’min Suresi

 

82. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden (sayıca) daha çok, daha kuvvetli ve yeryüzündeki eserleri bakımından daha üstün idiler. Ama onların kazandıkları kendilerinden bir şeyi savamadı.

83. Peygamberleri onlara açık delillerle geldiklerinde, onlar kendilerinde olan bilgiyle rahatla(yıp böbürlen)diler. (Ama) alaya almakta oldukları şey onları kuşatıverdi.

اَفَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْهُمْ وَاَشَدَّ قُوَّةً وَاٰثَاراً فِي الْاَرْضِفَمَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ﴿٨٢﴾ فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْرُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرِحُوا بِمَا عِنْدَهُمْ مِنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِمْمَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ﴿٨٣﴾

meleklere iman…

Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vadolunan cennetle sevinin! derler. Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız.Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır. Bunlar çok bağışlayıcı ve çok merhametli olan Allah tarafından bir ağırlamadır.

إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ 30
نَحْنُ أَوْلِيَاؤُكُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَةِ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَشْتَهِي أَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ 31
نُزُلًا مِنْ غَفُورٍ رَحِيمٍ 32

Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene vahy etmiştik

Tâ-Hâ / 38

 

 

اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ

Bu ayetin mealini okurken bir sual geliverdi:

“‘vahyedilecek şeyi vahy etmiştik’ ne anlama gelir?”

Meal şöyle: “Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene vahy etmiştik.” 

Böyle bir cümle yapısını yerine ‘Bir zaman annene şöyle vahvettik‘ denilse olmaz mı? şeklinde bir sual!

Arapça olarak, sonraki ayeti de dikkate alarak, incelemek lazım tabii ki!

 اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ اَنِ اقْذِفِيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِيَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِي وَعَدُوٌّ لَهُۜ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي وَلِتُصْنَعَعَلٰى عَيْنِي

 

Musa’yı sandığa koy; sonra onu nehire (Nil’e) bırak; nehir onu kıyıya atsın da benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın

Burada مَا ismi mevsulü ile sonraki cümleye geçiş yapılıyor. Sonraki cümle ise …يُوحٰىۙ اَنِ اقْذِفِيهِ şeklinde devam ediyor. 38.ayet tek başına meallendirilince Türkçe’ye göre zorlama bir yapı ortaya çıkıyor:

Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene vahy etmiştik.

39.ayette de ayetin ikinci kısmında muhatap değiştiği, hz Musa olduğu, halde meal yapılırken dikkatsizlik yapılıyor!

Zaman yok!

Hz Muhammede söylüyor

Hz Musayı anlatıyor

Hz Musanın annesine olan vahiy Hz Musaya hatırlatılıyor