Milena nedir?

Evet, bir isim olarak kullanılıyor artık. Kızlar için tercih ediyor halkımız. Aleyna yeterince yaygınlaştığına göre şimdi yine Almanca kökenli bu isme geçebilirmişiz.

Ne olacak ya! Rahat olun.

Karıncanın ayak sesi

Kullandığımız dilin imlâ kılavuzuna göre zamirlerin kullanımı sırasında kesme işareti kullanılmaz (1). Bu böyledir de bir fark oluşturma veya saygı belirtme durumu için kuralsız olarak kesme işareti kullanılmıştır. Belki farketmediniz! Kur`an meallerinde sıkça görünür (2).


Bugün bir tane daha örnekle karşılaştım (3). Ne kadar acı bir durum. 

Karıncanın ayak sesleri duyuluyor! (4,5)

Kaynaklar

1. Türk Dil Kurumu

2. Cin Sûresi, 20

3. Twitter 

4. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vd. İst. 2014 C.10, Sh. 577, Hds. 15019

5. İbni Ebi Şeybe, Musannef, #29547; Ahmed, Müsned, 4/403; Taberani, Kebir; Taberani, Evsat; Ebu Ya’la, Mecmea’z-Zevaid, 10/223,224; Terğib ve’t-Terhib, 1/76

isimler

Aşağıdaki açıklamalar benzeri yazılarla karşılaşmışsınızdır. ‘Kezban’ ile ilgili yazılar da görmüşsünüzdür. (http://www.hurriyet.com.tr/kiziniza-sanem-aleyna-ismini-koymayin-21648528)

‘Kezban’ ismine senelerce kızdık da ne oldu? 8-10 sene önce güzel bir açıklama okudum (http://www.incemeseleler.com/umumi-meseleler/1765-kezban-yalanci-mi-demek.html)

“KEZBAN” Aslı FARSÇA bir isimdir… Aslı (Orijinal şekli )  “KED-BANU” dur.

Türkçede (aslını değiştirdiğimiz) birçok isimde olduğu  gibi kolay kullanım için önce KEDBAN,sonra da KEZBAN şekline dönüşmüştür.

 KED-BANU dan üretilen KEZBAN ismi :

 “Evine ve Kocasına bağlı olan dürüst KADIN” manasında çok güzel bir isimdir.

‘Aleyna’ ismine takılıyorum şimdilerde… Bakalım neler çıkacak karşıma. Muhtemelen Alman veya Yunan isimlerden esinlenerek son yıllarda kullanılmaya başladı bu isim. ‘güneş ışığı’ anlamına geliyormuş.

Kur’anda geçen bir kelime olarak düşününce anlamsız bir düzeltme işine girişiyoruz. Ama bu ismin esinlenildiği mecra’ başka bir şey.

http://www.thinkbabynames.com/meaning/0/Alayna

Alayna

image: http://cdn.thinkbabynames.com/img/play.png

[alay-na] as a girls’ name is of Old German and Greek derivation, and the meaning of the name Alayna is “precious; sun ray”. Alayna is an alternate spelling of Alaine (Old German): French feminine variant of Alain. Alayna is also a variation of Elaine (Greek): in the King Arthur myths.

Associated with: greek, precious, sun.


[fruitful_sep]

Aleyna

Çocuklarına Kuran-ı Kerim’de geçen bir isim koyma telaşında olan anne ve babalar tercihlerini bazen Aleyna isminden yana kullanıyorlar.
Aleyna her ne kadar Kuran’da geçse de, isim değil edattır! Kuran’da geçen her kelime isim olarak kullanılmaz.
Aleyna gibi ‘bize ait, bizim üzerimize, bize ‘ anlamına gelen bir edatı isim olarak koymak anlamsızdır.
Araplar Aleyna kelimesini zaten isim olarak kullanmıyorlar.
Peki biz neden kullanıyoruz? Sadece kulağa hoş geldiği için mi?
Koyduğunuz ismin Kuran’da geçmesine gerek yok, güzel anlamlı olması yeterlidir.
Aleyna bu tarife uymadığı için koyulması önerilmiyor.

şu tarihlerde gelin dedik ya!

Bu dersi almak için bazı şartlar oluşmalıydı. Çalıştığım yerin doğal gazı bitmeli, ve kart dolumu yapılmalıydı. Bu işlerler ilgilenen hekim arkadaş izinli olmalıydı. Gerekli işlemleri ben yapmalıydım. Ayın 25’nden sonra kart dolumu da yapılmıyordu! Ama martın sonunda başlamıştı soğuklar. 25 mart cuma günü gaz şirketinin hesabına para yatırılıp bir arkadaşa rica ettim ve çırağını gönderdi. Ve gaz şirketi çırağı geri çevirdi. Pazartesi sabahı oldu, hava soğuk, sıfır derece. İşe geldim ve iş yeri de soğuk! Gaz yetmemiş, bitmiş.

Hadi bakalım, kendin gideceksin gaz şirketine. Sabah 8:30, sıra yoktur herhalde diyerek ulaştım gaz şirketine. Kapıda mesai saatini ilan etmişler. Aynı bizim aile sağlığı merkezi gibi, “vezne hizmet saati 8:30” yazıyor. Sıra numarası alıp bekliyorum. Sıra bana gelince, “resmi kurumların işlemi üst katta 101 nolu odada falanca bey ile yapılıyor” cevabını alıyorum. Halbuki girişteki güvenlik görevlisine de danışmıştım ya neyse. Sakince yukarı çıkıp falanca beyin odasını bulup kendimi tanıtıyorum. Kartıma dolum işlemi yapmasını istiyorum. “ayın 25’nden sonra işlem yapılmadığını söylemiştik ya” diye çıkışarak kartın dolum işlemini yapıyor. Maruz kaldığım durumu yutkunarak iş yerime zor atıyorum kendimi. Bu yaşanan durumdan şimdilik iki sonuç çıkıyor :

  • yaptığın bir icraat ile sen de karşılaşırsın
  • yapılamayan işlem homurdanınca yapılabilir hale geliyor!

O

O’dur beni yaratan, bana hidayet eden, beni yediren, içiren, hastalandığımda beni iyileştiren, canımı alacak olan ve sonra da tekrar diriltecek olan. O’dur hesap gününde hatalarımı bağışlamasını umduğum…
Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!
Şu’arâ sûresi, 78-83

hürriyet!

Benim çocukluğumun belli başlı imtiyazı hürriyetti.

Bu kelimeyi bugün sadece siyasî mânasında kullanıyoruz. Ne yazık! Onu politikaya mahsus bir şey addedenler korkarım ki, hiçbir zaman mânasını anlamayacaklardır. Politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır. Meğer ki dünyanın en kıt nimeti olsun; ve bir tek insan onunla şöyle iyice karnını doyurmak istedi mi etrafındakiler mutlak surette aç kalsınlar. Ben bu kadar kendi zıddı ile beraber gelen ve zıtlarının altında kaybolan nesne görmedim. Kısa ömrümde yedi sekiz defa memleketimize geldiğini işittim. Evet, bir kere bile kimse bana gittiğini söylemediği hâlde, yedi sekiz defa geldi; ve o geldi diye biz sevincimizden, davul zurna, sokaklara fırladık.

Nereden gelir? Nasıl birdenbire gider? Veren mi tekrar elimizden alır? Yoksa biz mi birdenbire bıkar, “Buyurunuz efendim, bendeniz artık hevesimi aldım. Sizin olsun, belki bir işinize yarar!” diye hediye mi ederiz? Yoksa masallarda, duvar diplerinde birdenbire parlayan fakat yanına yaklaşıp avuçlayınca gene birdenbire kömür veya toprak yığını hâline giren o büyülü hâzinelere mi benzer? Bir türlü anlayamadım.

Nihayet şu kanaata vardım ki, ona hiç kimsenin ihtiyacı yoktur. Hürriyet aşkı, -haydi Halit Ayarcı’nın sevdiği kelime ile söyleyeyim, nasıl olsa beni artık ayıplayamaz, kendine ait bir lügati kullandığım için benimle alay edemez!- bir nevi snobizmden başka bir şey değildir. Hakikaten muhtaç olsaydık, hakikaten sevseydik, o sık sık gelişlerinden birinde adamakıllı yakalar, bir daha gözümüzün önünden, dizimizin dibinden ayırmazdık. Ne gezer? Daha geldiğinin ertesi günü ortada yoktur. Ve işin garibi biz de yokluğuna pek çabuk alışıyoruz. Kıraat kitaplarında birkaç manzume, resmî nutuklarda adının anılması kâfi geliyor.

Hayır, benim çocukluğumun hürriyeti, hiç de bu cinsten bir hürriyet değildir. Evvelâ, burası zannımca en mühimidir, onu bana hiç kimse vermedi.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Roman

Ahmet Hamdi Tanpınar

Ol! demeden olmaz…

Mü’min / 68

هُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ فَإِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

O, hayatı veren ve öldürendir. Öyle ki bir işe hükmettiği zaman, artık ona sâdece: “Ol!” der; (o da) hemen oluverir!

Her işi Allah’a bağlamak lazım, her işte ve her işin her aşamasında O’nun müdahalesi vardır.

Bu ayetin son kelimesi olan ‘فَيَكُونُ‘ kelimesine türlü türlü meal veriliyor. ‘oluş sürecine girer’, ‘olmaya başlar’ gibi. Bu meal biçimi şeklen doğru olsa da bir şeyi gizlemesi hasebiyle eksiktir. Bu kelimenin ilk harfi olan ‘ف‘ harfi İSTÎNÂF HARFİdir.

İstînafiye harfi: Birbirine atfetme imkanı olmayan iki cümle arasında (biri emir diğeri muzari olması gibi) geldiği zaman bu adı alır. İstînafiye harfinden öncesinin dilek (talep, inşa), sonrasının haber (bildirme) kipi olması veya tersi olması halinde ortaya çıkar.

Bir şey oluyorsa O dediği içindir!

 

[fruitful_sep]

Bakara 117  بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Âl-i İmrân 47   قَالَتْ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ قَالَ كَذَلِكِ اللَّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Mü’min 68   هُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ فَإِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
En’âm 73   وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ
Nahl 40   إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ إِذَا أَرَدْنَاهُ أَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Meryem 35   مَا كَانَ لِلَّهِ أَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍ سُبْحَانَهُ إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Yâsîn 82   إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ